Şerit Komutlarını Atla
Ana içeriğe atla

ANASAYFA

:

Turbeler

Giriş

 

 

MUHAMMED BEDEVİ TÜRBESİ                          
 
Şeyh Muhammed Bedevi Türbesi’nin batı ve güney cephesinden görünümü, Şeyh Muhammed Bedevi Türbesi Kilis’in güneybatısında olup şehre hâkim Kalleş Tepesi üzerinde eski bir kabristanın ortasındadır. Türbe içinde kitabesiz sandukanın altında bir yatır vardır. Türbede ve sandukada burada yatanın kimliğini, ölüm yılını, binanın yapıldığı yılı gösteren bir kitabe yoktur. Türbenin bulunduğu yerde çok önceden bir tekkenin varlığından da haberdarız. Lakin bugün ne kabristandan ne de tekkeden günümüze herhangi bir iz kalmamıştır. Türbenin kuzeye bakan kapısı önünde Şeyh Muhammed Gülocak ve Şeyh Said adına karşılıklı iki türbe daha vardır.
     Şeyh Muhammed Bedevi rivayetlere göre Hicrî 18. yüzyılında Feth-i İslam’da Kilis’e gelip burada yapılan savaşta şehit düşmüştür. 
    Şeyh Muhammed Bedevi Türbesi Kilis’te bulunan bütün türbeler içinde en çok ziyaret edilen türbelerden biridir.   
    Her ne kadar bazı kimseler Muhammed Bedevi’nin yirmi dört yaşında genç bir sahabe olduğunu belirtse de anlatılan menkıbelerde M. Bedevi karşımıza halk anlatmalarına uygun olarak aksakallı bir pir-i fani olarak çıkmaktadır.
 
ŞURAHBİL bin HASENE (R.A) TÜRBESİ ve ZAVİYESİ
 
 
     Şurahbil Hasene Türbesi ve Zaviyesi Kilis’in kuzeyinde bulunan ve üzerinde varlığı tespit edilmiş kale ile aynı adla anılan “Re’s-ül-Osman Dağı’nın” eteğinde yer alan, bulunduğu yere farklı ve güzel bir atmosfer kazandıran oldukça güzel Kilis’in bugünlerde kullanılmayan meşhur aktaşından yapılmış tarihi bir eserdir. Türbe, mescit ve zaviyeden oluşan yapılar bütününün oldukça eski bir tarihi vardır. “Günümüze gelebilen kitabelerin hepsi onarım kitabesidir. Zaviyenin ne zaman yapıldığı konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Zaviyenin haziresindeki Şurahbil bin Hasene gerçekten burada gömülü ise, bu zaviye de Türklerin Anadolu’ya yerleştiklerini ortaya çıkarmaktadır. Osmanlı arşivlerindeki 1617 tarihli bir belgede bu zaviyenin ismi geçmektedir. Evliya Çelebi de bu dergâhtan söz etmektedir. Bu da zaviyenin XVII. yüzyılın ilk yıllarında bulunduğunu göstermektedir. Daha önceki dönemi ile ilgili kesin bilgi bulunmamaktadır. Dergâhın banisi ve mimarı hakkında da bir bilgi bulunmamaktadır.
        Zaviyenin Şurahbil’e ait olduğu söylenen mezarın yanındaki mescit zamanla doğuya doğru genişletilmiş, avlusunun çevresine diğer yapılar da yerleştirilerek dergâh ortaya çıkarılmıştır. Zaviye avlusu ile birlikte 27.85x24.10 m. ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. Avlunun üç tarafında üç eyvan, güneydoğu köşesinde mescit, güneydeki eyvanın batısında türbe, doğusunda da mutfak ve kiler, kuzeyinde de derviş hücreleri bulunuyordu. Zaviyenin doğusundaki eyvan mutfak, kiler ile kuzeydeki hücrelerin eyvanın avluya bakan cepheleri muntazam kesme taştan yapılmıştır. Dış cephelerde moloz taşa yer verilmiştir. Mescit ile batısındaki eyvan ve türbe yine düzgün kesme taştan yapılmıştır. Buradaki bir kitabeden 1902 ve 1913 yıllarında bu bölümlerin onarıldığı anlaşılmaktadır. Buna göre zaviyenin en eski bölümleri avlunun kuzey ve doğu kanadıdır.
 
ŞEYH MANSUR SİMATÎ (R.A)TÜRBESİ
 
 
     Bu türbe yaklaşık olarak Kilis’in üç km. güneyinde bağlar, fıstıklıklar, zeytinlikler ve sebze bahçeleri içinde yer alır. Türbenin bulunduğu mekan gayet hoş bir manzaraya sahiptir. Bu sebeple Kilisliler buraya hem ibadet hem de piknik yapmak için sıkça gelirler. Özellikle bu türbeye adaklar adayıp kurban keser, mevlit okuturlar. Şeyh Mansur’un asıl kimliği kesin olarak bilinmemekte olup Evliya Çelebi, Seyahatnâmesi’nde bu türbe hakkında şu bilgileri verir.
    “ Hz. Peygamberin ashabından olup, Çeşnigirbaşı (sofra açan) olduğu bu sebeple Simatî ismi ile anılan ve Hz. Ebu Bekir’in halifeliğinde Kilis’e gelip burada şehit düşmüş bir sahabedir.” der. Evliya Çelebi türbenin bulunduğu alanda bir de tekke olduğunu belirtirken bu alanda bir başka türbe içinde Şeyh İzzeddin ve Şeyh Yûsuf adlı iki şahıstan daha bahseder ki, ne tekke ne de bu bahsedilen diğer türbe günümüze ulamamıştır. Bu bilgilere dayanarak burada eğer bir zamanlar bir tekke varsa bu tekkenin şeyhinin adı Şeyh Mansur’dur. Adı geçen sahabe ise burada çok daha önce şehit olmuştur ve tekke bu sahabenin kabrine yakın bir yere inşa edilmiştir. Zamanla bu iki ayrı isim birlikte anılmaya başlamıştır. Yine burada adı geçen tekke içinde bulunan diğer türbe içinde yatan iki şeyh ise bu tekkenin Postnişinleri veya önde gelen müritlerinden ikisidir. Tabi bunların hepsi bizim kaynaklardan okuduklarımızdan hareketle dile getirdiğimiz varsayımlarımızdır.
 
TALHA BİN UBEYDULLAH VE ZÜBEYR BİN AVVAM (R.A) TÜRBESİ
 
 
     Hz. Talha ve Zübeyr daha sağlıklarında iken cennetle müjdelenen on sahabe arasında yer almaktadırlar. Bu iki zat-ı muhteremin adlarını taşıyan türbe Kilis’in Abdioymağı Caddesindedir. Halep Salnâmesinde “ Kilis’te Abdi Mahallesi’nde Talha Hazretlerinin merkadi vardır.” şeklinde bir ibare bulunsa da, Evliya Çelebi Seyahatnâmesinde bu türbeden bahsetmez.[19] Ayrıca diğer bütün kaynakların verdiği bilgiye göre hem Hz. Zübeyr hem de Talha başka yerlerde vefat etmişlerdir. Ne var ki, halkımız ısrarla bu türbenin onlara ait olduğunu iddia etmektedir. Bizim bu tezimizin asıl konusu bu türbe içindekilerin kimliklerinden ziyade bu türbe etrafında anlatılan menkıbeler ve bu türbenin Kilis’teki tasavvufi hayata etkileridir. Yalnız tezimiz için araştırma yaparken edindiğimiz bilgilerden hareketle şu yorumu yapabiliriz. Türbenin bulunduğu Meşhedlik adı da şehitlik anlamındadır.  Kilis, Arap İslam coğrafyasına yakın bir mevkidedir. Kilis ve çevresinin ilk defa Hz. Ebu Bekir veya daha kuvvetli bir ihtimalle Hz. Ömer devrinde fethedildiği bilinmektedir. Halkımızın nesillerden beri birbirine aktardığı bilgiye göre bu türbeyi de içine alan geniş alan çok çetin bir savaşa sahne olmuştur. Bu savaştan sonra bu alana meşhedlik adı verilmiştir. Kuvvetli bir olasılıkla Hz.Talha ve Zübeyr de adı geçen diğer birçok sahabe gibi Kilis’e gelmiş olmalıdır. Her ikisinin de Kilis dışında vefat ettikleri birçok araştırmacı tarafından tarihi belgeler ile ispat edildiğine göre bu türbe içindeki iki sanduka onların adına yapılmış makamdır. Diyelim ki, bu türbe içinde gerçekten dinen önemli iki şahıs var. Burada da karşımıza şu iki olasılık çıkar: Bir, ya bu türbe içinde yatanlar gerçekten sahabedir; fakat adlarını kesin olarak bilemediğimiz başka sahabelerdir. İki, ya da bu türbe içinde meftun bulunanlar, burada bir zamanlar varlığından bahsedilen Hz. Talha Zaviyesi’nin geçmişte yaşamış ve öldükten sonra zaviye içine gömülmüş iki postnişinidir. Bu bize göre daha muhtemeldir. Çünkü öğrendiğimize göre türbe yakın bir tarihe, 1930’lu, 1940’lı yıllara kadar oldukça geniş ve güzel bir bahçe içinde yer alıyormuş. Daha sonra bu türbe ve bahçesi devlet tarafından satılmış ve şahıs malı duruma gelmiş. Bu bilgilerden hareketle ve Kilis’te tasavvufun bir zamanlar oldukça ileri bir seviyede olduğunu da düşünerek, pekâlâ diyebiliriz ki, bu türbe bir zamanlar bir Rufaî veya Kadirî tekkesidir. Bu bilgiye türbe içinde bulunan Rufaî zikirlerinde kullanılan mavsar, kudüm, halliye, topuz, şişler yanında Rufaî tarikatının sembolü olan geyik boynuzları da delil olabilir.  Abdulkadir DÜNDAR hocamız “Kilis’teki Osmanlı Devri Mimari Eserleri” adlı çalışmasında günümüze ulaşamayan zaviyeler bölümünde bu bilgiyi doğrulamaktadır.
 

 

 

  • İçişleri Bakanlığı
  • BİMER
  • Kurumsal E-Posta
  • Polis Akademisi
  • E-Devlet Hizmetleri
  • Emniyet Teşkilati Mensupları Hanımları Yardımlaşma Derneği
  • Polis Radyosu
  • EGM Çocuk Sayfası
  • Polis Bakım Ve Yardım Sandığı
  • Ulusal Araştırma Platformu
  • Turn Back Crime
  • Göç İdaresi Genel Müdürlüğü