Şerit Komutlarını Atla
Ana içeriğe atla

ANASAYFA

:

KİLİS TARİHİ

Giriş
KİLİS TARİHİ ​
KİLİS'TE TÜRKMEN KÜLTÜRÜ
      Türkler Karahanlı Devleti zamanında İslamiyet'i kabul ettikten sonra yeni bir kültür oluşmaya başladı.Oğuzlar'ın bu dine girenlerine Müslümanlar, Türkmen dediler. Bu ad, Müslüman Türk anlamında kilis_eski09.jpgkullanılmıştır. Sonradan sadece, göçebe yaşamı sürdürenlere Türkmen dendi. "Esasen bu ismin kendilerine Mehmet Gaznevi tarafından Seyhun kıyılarından, Horasan vilayetine geçtikten sonra verildiği ve bundan önce Oğuz ismiyle tesmiye (adlandırıldıkları) olundukları bilinen bir keyfiyettir".(Bak cilt 3 s.532)Yerleşik düzene geçenlere ise, Oğuz veya Türk denilmeye başlandı. XII.yüzyılda, Anadolu ve Suriye Selçukluları denilen Türkler, bölgede önemli kültürel kurumlar oluşturdular. Bunlar Dulkadirlileri, onlar da tüm "Avasım" denilen büyük bir alanı etkiledi. Kilis Türkmenlerinin kullandığı sözcüklerle dolu kanunnameler, bunların içerdiği kurallar, kültür ve yaşam beraberliğini açıkça ortaya koyduğu gibi, Ağcakent gibi bazı Kilis köylerinin Dulkadirliler'in tımar veya hassı olarak Halep Evkaf Defteri'nde yazılı olması da, bu beyliğin yöredeki varlığını ve etkisini kanıtlamaktadır.
 
 
KİLİS VE ÇEVRESİNDEKİ KÜLTÜREL YAPI

1242 'de Anadolu Selçuklu Devleti sınırları, Maraş'tan Şam'a kadar bir alanı kapsıyordu. Diğer yandan, Moğolların önünden kaçıp Elbistan ve çevresine yerleşerek Dulkadiroğulları Beyliği'ni kuran Türkmenler, toplumun kültürel yapısı açısından, bize fikir verecek bazı kurallar uygulamışlardı. Kilis bu yıllarda ancak, Belde niteliğindeydi. Kent veya (şimdiki adı ile belde sayılıp) belediyelik yerlerde de alınan resim ve harçlarla ilgili şu ilginç kurallara rastlanıyor:
Ve ihtisap (belediyeler için ) hususunda dükkancılardan bin iki yüz pare ve bisat yayanlardan bin pare ve ekmekçilerden üçyüz pare ve börekçilerden yüz pare ve aşçılardan yüz pare ve helvacılardan elli pare ve şerbetçilerden elli pare ve lakyacılardan otuz pare ve başmakçılardan yüz pare ve tacirlerden ve çerçilerden iki yüz pare ve kasaplardan üç yüz pare ve peynir ve yoğurt ve balık ve bunların gibi ki pazara gele satıla üç yüz pare ve bir hamil hasır (Hasır şilif olmalı) ve bir hasır ve bir yük soğandan bir batman alına. Ve narh virdükleri eyyamda bin iki yüz pare amma üç defada olur biri baharda ve biri güzde ve biri kış ortasındadır. Ve hakkı bisat ki zikr olunmamışdır her bisata üçer Osmani ve etmekçilere üç defa narh virilür ayda üçer akçe alınur ve börekçi ve helvacı ve şerbetçilerden ayda üçer +akçe ma'dası üç defa alınır.Kölemenlerin uygulamaları bilinmiyor. Buna yakın kurallar uyguladıkları, devlet yapılarının Selçuklu olmasından tahmin edilebilir.
kilis_eski1.jpg

KİLİS YÖRESİNDE TÜRK BOY VE OYMAKLARI

Mısır-Suriye Türk Kölemen Devleti zamanında, Kilis ve çevresi Oğuz boylarından oluşuyordu. Kayılar'ın Kilis'e geliş nedenini yukarıda açıklamıştık. Kayılar'ın kökeni Ergenekon Destanı'na dayanır. Ergenekon denilen yere kaçıp kurtulabilen Göktürk Prenslerinden biri Kayı, diğeri de Dokuzoğuz'du. (Türk Tarihi.Yılmaz Öztuna C. l S 172) Hüsamettin Çoban Bey ile Gündüzalp ve Gökalp Kayıların Beyleri idiler. (Hüseyin Namık Orkun. Türk Tarihi. Cilt 4 S. 138) Bunların bir parçası olan "Küçtemurlar" Kilis'te hala yaşamakta ve bu soyadını taşımaktadırlar. Kayıların Kilis'te kent yaşantısına geçtikleri ve Kilis ağzının bunların etkisi ile oluştuğunu tahmin ediyoruz.Kayı soyundan olan Osmanlı Hanedanından insanlar hala "Sölorum","Anlorum"lu sözcükler kullanmakta; Kilis, Adıyaman yöresi hatta bu etki altında Ermeniler de bu ağza benzer konuşmaktadır.
KİLİS'TE BAŞLICA TÜRKMEN BOYLARI

1) BEYDİLİLER:
Bunların orukları (cemaatları) da şunlar; Taşbaş, Bozkoyunlu Şimdanlı, Kuzacaklu, Başıbüyük veya Karahasanlı, Süleli, Otamışlı Mahmudhacılı, Sıcanlu, Beymeşelü, Hacı güzel, Seyhlu, Göneç,Tatalu Emenekli Döğeri, Bayınlu, Emenlüklü, Haliceli, Kaazlu, Cumalu, Bekillu, Büyükkaracalu, Yağrıcı (Beydiliye bağlı), Necmeddinlii, Gülen, Kürdler, Çakırlu, Dimleklu, Kayas, Alagözlü, Ulaşlu, Arablar, Yozlu, Borluklu, Kolanlu (Beydiliye bağlı), Budaklar.Yüzlü veya Yozlu, Çakırlar, Karaşeyhlu, Karlu, Borkoyunlu, Döğerlu, Gidikler, Selaheddinlü, Başıbüyüklü, Sulay. Güneç, Karahasanlu, Büyükkaraçlu, Halilcalu, Cummalu, Kövadlu Yalvaç)

2) BAYATLILAR:
Orukları; Pehlivanlı. Ödemişlu, Beyadlu, Melekhacılu,Toğanlu, Kırkapulu, Kemeklu, Yusufhacılu, Salavatlu. İldeliklu, Reyhalu,Yeleklü, Karakoyunlu, Kevaklu, Çalışlu, Meleklu, Adetlu, Gödiylu, Pürçüklü, Kınık, Lalalıı, Şereflüler, Bahadırlar, Eyuplu. Aşıklu, Kabaağaçlu, Attaş, Ödbey, Şeyhhamzalu. Portük, Şecelü, Tostemurlu, Budeğir, Karkınarslanlu, Cebgirlu.

3) BEYLÜKLÜ:
Orukları; Avsarlı Kethüda, Maksut Kethüda, Devlethocalu, Kethüda, Oruçlu.

4) HARBENDELÜ:
Orukları; Kayatlu, Kurtulmuşlu, Cadılu, Kozatlu, Bayalu, Burhünhacılu, Eymirlu, İbrahimşamalu, Uzunkaracalu, İlmisin, Kolathı, Bağlugez, Kasımhacılu, İlya fakihlu, Bostanlu,Tanışıklu.

5) İNALILI:
Orukları; İsahacılu, Kıratlu, İnallu, Boranin, Çasbasbasmazlu, Umranlu, Bayraklu, Emirali Obası, Sadelinlu (İnallıya bağlı bunlar şimdiki Zadeli köyü halkının atalarıdır) Yasmakozatlu,

6) GÜNDÜZLÜ AVŞAR:
Orukları; Boynukısalu, Bönderluavşarı, Oşad, Humatlu Ödemişin.

7) KÖPEKLİ AVŞARI:
Bunların orukları; Balabanluavşarı, Şekeravşarı, Gökcelu, Çobanbeyli, Karık, Çatalyuva, Halebdöğeri, Demüriler, Karagözlü Eymir, Acurlu, Büğdür, Uççepni, Mahli, Dimeşkli, Arablar, 
Faydasızlu, Yasımkaranlu, Oyranlu, Osmanlu, Kızıliymürlü, Sotyanlu, Karayuvalu, Köseclu, Manuska, Sulucasalur.

8) PEÇENEK :
Orakları; İsahacılu, Hızırhacılu, Ekherler, Peribenlu, Şahmeleklu.
Bu Türkmenlerin XVI.yüzyılın ilk yarısı ve Mısır-Suriye Türk Kölemenleri zamanında ödedikleri vergileri;798,574 akçedir.
YERLEŞİK DÜZENE GEÇMELERİ

Eskiden beri Türkmenler, hep gezginci topluluklar halinde dolaşırlardı. Çadırlarda yaşıyor, hayvanlarını otlatıp çobanlık yapıyor, geçimlerini bu yolla sağlıyorlardı. Yayladan kışlağa göç sırasında yerleşik halkın dirlik ve düzenliğini, asayişi bozuyorlardı. Silifke Göksu'dan, Fırat kıyılarına kadar bir alanda yerleşmiş olan halkın % 30'u BOZULUŞ veya BOZOLOG (Bozoklu) Türkmenleridir. Gezginci aşiretler halinde dolaşıp duruyorlardı.
1672 yıllarında, bu alanlarda yerleştirilmeleri padişah fermanı ile yerleşik düzene geçirilmeleri ve bu düzene uyum sağlamaları, çok güç ve sancılı olmuştur. Yöre Tarihinde bunun adı "İskan"dır! TÜRKMEN İSKANI üzerine ezgiler , birçok türküler yakılmıştır. Bu ezgilere Kilis'te "İskan havası" denilir.
Örneğin bazı dizeleri A.R.Yalkın'nm "Cenupta Türkmen Oymakları" adlı kitabının 1931 baskısından aşağıya alıyoruz: 


Evvel gelişle iskan olanda, 
Dağıttın Colabı sen Abbas Paşa. 
Dört yanımız döndü kara dumana, 
Dağıttın Colabı sen Abbas Paşa.


Haydarlı, Çelebi, çıksın bir yana,
Kadirli, Araplı, döndü arslana.
Aşiret, siz bakın dumana, 
Dağıttın Colabı sen Abbas Paşa.

Güneçle, Ulaşlı, tirada insin, (Tirat; at oynatma) 
Kazlıyla, Bayındır, arkada dursun. 
Torunla, Şarkevi, hazırlık görsün, 
Dağıttın Colabı sen Abbas Paşa.

Mehmet Beyim der ki belim büküldü, 
Oynaştı harbiler zırhlar söküldü. 
Dağıldı aşiret ömrün yıkıldı, 
Dağıttın Colabı sen Abbas Paşa

Dizelerde sözü edilen, Güneçli, Kadirli, Ulaşlı, Torunlu, Şarkevli, Bayındır, hep Türkmen boy ve oymaklarıdır.Bunlardan Torunlu halen Kilis'te yaşam sürdüren Salihoğullarının aşiretidir.Şarkevlilerden halen Seve (Akıncı) Köyünde, Bayındırlar ise Arpakesmez'de yaşamaktadır.
Türkmenlerin Kilis ve çevresine gelişleri, dalgalar halinde oldu. VIII. yüzyılda başlayan olay, XI. yüzyılda Malazgirt Zaferi ile kesinlik kazandı. Anadolu Selçukluları zamanında göçebe halinde dolaşanlar , Osmanlı döneminde özellikle Güneydoğu Anadolu'da Arap ve Kürtler'e karşı sonradan birer güvenlik unsuru olmak üzere yerleştirilmelerini (iskanı) gerektirmiştir.
Osmanlı Devletinin başlıca politikası, sık sık isyana kalkışan Araplar'a, asayiş ve güvenliği bozan Kürtlere karşı Güney Anadolu'da dolaşan Türkmenleri Halep ve çevresinde yerleştirip tutmak olmuştu.
Sonradan gelen boylarla, önceden gelen boy ve oymaklar arasında bazı farklılıklar göze çarpmaktadır. Süleyman Şah’ın Fırat'ta boğulmasından sonra dağılmış, bir bölümü batıya doğru devam edip yöremizde yurt tutarken, bir bölümü güneye, Lazkiye, Hanşeyhun, hatta Şam'a kadar aşağılara inmiş, oralara yerleşmişlerdi (Bunlar sonradan tekrar kuzeye yöremizin Polateli köylerine gelmişler ve "Dımışkılı" adını almışlardır)
Dağılanlardan bir bölümü Kayıhan'ın soyundan gelenlerdi. Bunlara kısaca Kayılar deniliyor. Bunlardan batıya doğru yollarına devam ederek Kilis'e ulaşanlar arasında Uzar (Sonradan Üzeyr veya Türkmen Nahiyesi halkı) Karaisalı, Kuştemür, Nenran, Kozan, Kuson, Yüregil, Ertuğrul Oymaklarından bir bölümü Kilis'e yerleşenler arasındadır.


OSMANLI ÖNCESİ
Osmanlı Devleti, İstanbul'un fethinden sonra, doğuda Uzun Hasan'ın Fatih Sultan Mehmet, Şah İsmail'in de,Yavuz Sultan Selim tarafından yenilmesinden sonra, daha da güçlenmişti.Bu devletin de, başlangıçta kurumları ve kültürü Oğuz nitelikli, Selçuk kökenli olup, tımarlı asker vergiler, gelenekler hep Selçuk karekteri taşır.Selçuklar'ın kökeni de Oğuzlara dayanıyordu. Oğuzların ikili sistemi, Selçuklular' da da sürdürülmüştür. Bu sistem; Sağ Oklar, Sol Oklar diye özetlenebilir.

XVI. yüzyıl başlarında, Orta doğuda, üç güçlü Türk devleti vardı:
a-Doğuda                                           Türk Safevi Devleti,
b-Anadolu'da                                   Türk Osmanlı Devleti,
c-Güneyde                                        Türk Kölemen Devleti

Doğudaki 1514 Çaldıran Zaferi ile etkisiz hale getirilmişti. Ayakta kalan tek rakipleri güneydeki idi. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim Türk Kölemen devletini ortadan kaldırmak istiyordu. "Dünya iki padişaha az gelir" diyor , fırsat kolluyordu.1516 Haziranında Üsküdar'dan yola çıktı. Güneydeki güçlü rakibini ortadan kaldıracaktı. Bu ünlü sefer Kilis'in kentleşmesi sürecini başlatacaktır. Bu nedenle, Merc-i Dabık Seferini, başlangıcından alarak ayrıntıları ile izlemeyi gerektirmektedir.
A. MERC-İ DABIK SAVAŞI
Osmanlı Padişahı, 1514'te Çaldıran'da Şah ismail'i yendikten sonra, Dulkadiroğlu Beyliği resmen Osmanlı Devleti topraklarına katılmıştı. Padişah zaten Dulkadir hanedanı ile akrabaydı Kölemen topraklarına sınırdaş olan bir beylik,Yavuz'un üssü konumuna girmişti. Aslında tüm Güney-Doğu Anadolu Oğuz Boylarından oluşan Türkmenlerin elindeydi. Kuzey Suriye'den Toros Dağları'na kadar, stratejik önemdeki geniş bir alanda yaşayan halk da, Kölemenler de Türk'tü Sorun;hangi Türk'ün egemen olacağıdır.

Yukarıda ayrıntılı olarak boy ve oymaklarını açıkladığımız Türk halkı ile Osmanlı toplumu arasında din ayrımı da söz konusu değildir. 27 Temmuz 1516'da Yavuz Sultan Selim,Türk Memluk sınırlarını geçti. Bu tarihe kadar, İran topraklarında Şah İsmail üzerine mi, yoksa Mısır Türk Kölemen Devleti üzerine mi gideceğini gizli tuttu.

Amaç, Mısır'daki Türk Devletidir. Bu tarihten sonra amaç açıkça belli olmuştu. Melik-il Eşref Sultan Seyfüdin Kansuhü'il Guuri min Baybardi de,durumu önceden sezmiş ve hazırlığını ona göre yapmış, Halep yakınlarında üslenmişti. 80 000 kişi askeri, zamanın tankı sayılan filleri ve zengin hazineye sahip; şair, Arapça ve Farsça'ya vakıf bir tefsir bilginiydi. Fakat, 80 yaşında; oldukça eskimiş bir devlet yapısına, nüfuz çekişmeleri yüzünden birbirini kıskanan askeri bir aristokrasiyle özürlüydü.

Memluk Sultanı beraberine, Üçüncü El-Mütevekkil-al-Allah Muhammed ile dört mezhep kadılarını almıştı. Manevi bakımdan da kendini güçlü buluyor, zengin hazinesinden yüz kantar altın ile iki yüz kantar gümüşü yanında taşıyordu. O da İstanbul'u alıp Osmanlıyı ortadan kaldıracaktı.
Her iki devlet başkanı, daha önce birbirleri üzerine sefer yapma fikrinde olmadıkları mesajını vermişlerse de, hedef saptırıp birbirini hazırlıksız yakalamak isliyorlardı.

Yavuz, yazdığı mektuplarında 80 yaşındaki sultana "Babam Sultan Hazretleri", Sultan da;"Oğlum Sultan Hazretleri" deyimlerini kullanmışlar, sevecenlik gösterisi ile birbirlerini gafil avlamak istemişlerdir.


B. BARIŞ GİRİŞİMLERİ

Osmanlı Padişahı, sefere çıkmadan önce; Rumeli Kazaskeri Zeyrekzade Rüknettin Efendi ile, Karaca Ahmet Paşa'yı ,Kansu'ya elçi olarak göndermiş, seferin Şii Şah İsmail üzerine olduğu mesajını iletmiştir.
Mısır Türk Kölemenleri, Osmanlılarla savaşmak istemezlerdi.Buna çok özen gösterirler di.Ancak saldırırlarsa şiddetle ülkelerini savunmakta kararlı idiler.Türkiye Türkleri ile, İran Türk Safevi devleti yanında dünyada üçüncü kuvvet olarak,Türk Kölemenler görünüyorlardı
10 Ağustos 1516'da Yavuz'un elçileri, Halep'te Sultan Kansu'ya ulaşıp, Padişahın mesajını ilettiler.Fakat sultanın ordusu kuzeye doğru harekete geçmiş bulunuyordu.Osmanlı Padişahı da 30 Temmuzda,Tohma Çayı Savaş Meclisinde tarihi kararını almış, ordu yönünü, doğuya değil güneye çevirmişti, l Ağustos 1516 günü, Kansu'nun da Halep'ten kuzeye hareket ettiği haberi geldi.

3 Ağustos 1516 da, Diyarbakır Beylerbeyi Bıyıklı Mehmet Paşa askerleri ile, Osmanlı Ordusuna katılmış ve Mısır Sultanının Şah İsmail’e Osmanlıya karşı işbirliği önerisinde bulunduğu haberini getirmişti.Buna olanak kalmadan ileri hareketin sürdürülmesi kararı uygulandı.
Sultan Selim Han, 70.000 kişilik dinamik bir ordu ile 300 yivli topa, ordusunun çevikliğine, üstün ateş gücüne, gençliğine güveniyordu. Daha iki yıl önce Çaldıran' da kazandığı zaferden aldığı moralle, askeri deha ve irade gücüne sahipti.
Malatya'ya kadar Güney ve Güney-Doğu Anadolu Mısır Sultanının egemenliği altındaydı. Kilis'te Suriye-Mısır Türk Kölemen Sultanlığı'nın sınırları içinde, Oğuz Boylarının oymak ve orukları halinde (Com yöresi dışında) katıksız bir Türk kitlesi halinde yaşıyordu. Uğraş temelini tarımın oluşturduğu o zamandan konulmuş kuralların varlığından anlaşılmaktadır.
Fakat Kölemen Türk Devleti yönetiminde Kilis nihayet bir köy-kenttir. Sultan Halep'e, Yavuz da 20 Ağustos 1516 da Antep'e geldiğinde, yönetsel ve toplumsal yapı budur.
Kölemenlerin Antep Muhafızı, Yunus Bey adında bir Türk'tü Yunus Bey 'e göre; iki yıl önce Şah İsmail'i yenen, Kuzey-Batıda güçlü bir Beylik olan Dulkadiroğulları'nı, Adana'da Ramazanoğulları'nı Osmanlı topraklarına katan bir devletin durumu, göz ardı edilemezdi.Bu koşullar altında; kan, din, kültür birliği içindeki yıldızı parlamış yeni bir Türk Devletine karşı, silah çekmenin bir anlamı olamazdı.
Yunus Bey, 18 Ağustos 1516 da Yavuz'un Merziban suyu başındaki otağına geldi ve Antep'in anahtarlarını teslim ederek Osmanlı Ordusuna kılavuzluk edeceğine söz verip, Yavuz'un hizmetine girdi.20 Ağustos 1516 günü Osmanlı Ordusu Antep'e ulaşmıştı.Antep sahrasında padişah otağı kuruldu.Ordunun nerede, nasıl savaşacağına ilişkin fikirler yürütülüp, savaş planları gözden geçirildi.Padişah iki gün ordusu ile Antep'te kaldı.
22 Ağustos 1516'da Antep’ten harekete geçildi.Öncü kuvvetin başına Bursa Valisi Koçu Beyle, Teke Beyi Ferhat Bey getirildi.Bir günlük yürüyüşle 23 Ağustos Cumartesi günü, Yuvuz Selim Kilis'in Telhabeş Köyüne ulaştı.Mısır Türk Kölemen Melik-il Eşref Sultan Seyfüddin Kansuh'1-Guri nin Baybardi, daha önce davranmış ve Kilis'e 18 km.kadar güneydoğudaki Dabık köyünde karargahını kurmuştu.
İki Türk ve Müslüman hükümdar, iki Türk ve Müslüman ordusu ile 1516 ağustosunun sıcak ortamında; biri 70 000, diğeri 80 000 kişilik askeri ile, vuruşmaya hazırdı.
23 Ağustos 1516 gecesini, Osmanlı Ordu karargahı Telhabeş (Yavuzlu) köyünde idi. Düşmana çok yaklaşılmış olduğundan olağanüstü önlemler alınmış, atlar eğerli kalmış,çevrede süvari devriyeleri dolaştırılmış,baskın tehlikesine karşı, asker giyinik yatmıştı.Gece dolaşan "münadiler" (dellallar); "İnşallah yarın ruz-ıı muharebedür!" (savaş günüdür) diye bağırıp durmuş, asker birbiri ile helallaşmıştır. 23 Ağustos günü, Osmanlı Ordusu Telhabeş' ten güneye doğru yayılmış savaş düzeni almış ve plan gereği konuşlanmıştı. Memlukler de Dabık Köyünden kuzeye doğru açılmıştı.İki ordu güneş doğarken savaşa tutuştu.Tarihçiler;Savaşın yapıldığı köyün adı ile birleştirerek "Merc-i Dabık" Savaşı diye yazar.
İsmail Hami Danişmet' te, Merc" kelimesi Arapça ve "çayırlık"demektir;"Dabık" yer ismidir: "Merc-Dabık/Merc-i Dabık" terkibi "Dabık Çayırı "manasına gelir; burası Halep şehrinin dört fersah mesafesinde bir ovadır. Dabık isminde bir çayla bir köy de olduğu için çayıra bu ismin verildiği rivayet edilir".demektedir.
Savaş, ikindi zamanı bitmiş ve kesin zaferi, Türk Osmanlı Ordusu kazanmış, Suriyc-Mısır Türk Kölemen Ordusu savaşı kaybetmişti.Olayın ayrıntısını, İsmail Hami Danişment'ten aktaralım:
"Hicretin 906 ve miladın 1501 tarihinde Mısır ve Suriye Kölemen devleti tahtına cülus etmiş olan Kansu-Gavri bu sırada 80-84 yahut 86 yaşlarında bir ihtiyardır. Saltanat müddeti 15 senedir. İhtiyar sultan savaşa başlamadan evvel son bir barış girişiminde bulunmak üzere ileri gelenlerinden (ümerasından) Moğolbay'ı on kişilik bir kurul halinde Yavuz'un otağına göndermiş, padişahın huzuruna silahlı (pürsilah) giren kölemen elçisi, Yavuz'un sinirine dokunmuş kendi elçilerine yapıldığının karşılığı olarak, bu mağrur elçinin sakalını bıyığını tıraş ettirip uyuz ve topal bir eşeğe bindirerek geri göndermiştir."

SAVAŞ BAŞLIYOR

Osmanlı Padişahı,Yeniçerilerle merkezde bulunuyor, sağ kanadı Anadolu Beylerbeyi Zeynel ve Karaman Beylerbeyi Husrev Paşaların kumandasına verip, Dulkadir Beyi Şehsu-varoğlu Ali Bey'le Ramazanoğlu Mahmut Bey'i de yine bu sağ kanatta askerleri ile beraber görevlendirmişti. Sol kanat kumandanlığını da, Rumeli Beylerbeyi Küçük Sinan Paşa ile, Diyarbakır Beylerbeyi Bıyıklı Mehmet Paşa'ya bırakmıştı. Ordunun önüne toplar yerleştirilmiş, ayrıca öne ve arkaya arabalar konularak siper yapılmıştı.Kansu'nun Ordusunda bugünün tank görevini yapacak filler bulunduğu söylenir.
Asker sayısı; 426 000 kişi olup, bunun 133 000 Türk, 93 000 Arap, 20 000 Kürt'tü. Merc-i Dabık'ta savaşa katılan 80 000 dir.Sultan merkezde,Yavuz'un karşısında yer almış, ordusunun sağ kanadında, Halep Emir-ül Ümerası Hayr-Bay'ı, sol kanadına Şam Emir -ül Ümerası Sibay'ı görevlendirmişti.Hayır Bay'ın Yavuz'la gizlice diyalogda olduğu, bunu Sultan'ın son anda haber aldığı rivayet edilir. Sultanın ordusunda birbirine güvensizlik olduğu söylentileri de yaygındır.Sultan'ın topu yoktur.(Daha doğrusu hareket halinde topları yoktu.Kölemenlerde topçuluk "Çakılı sistem" halinde kalmıştı savunmaya göre ayarlanmıştı Yavuz'un topları ise her tarafa dönebilen çevik küvet sistemi olarak gelişmişti)
Güneşin doğması ile başlayan savaş 8-9 saatte bitmiş ve Sultan, kesin bir yenilgiye uğratılmıştı. Sultanın savaş sırasında kulağının dibinden geçen bir top güllesinden etkilenip savaş alanından "Aptest alacağım" diyerek, sadık bir kölesi ile ayrıldığı bir su kenarında namaza durup, secdeden kalkmadığı savaşırken öldüğü, zehir içerek intihar ettiği, adamlarından biri tarafından öldürüldüğü , atından düşüp süvarilerin atlarınca ezilip öldüğü ve benzeri söylentiler kitaplara geçmiştir.
Halep Emir-ül Ümerası Hayırbay hakkında da, çeşitli söylentiler vardı.Hayırbay sonradan Yavuz Sultan Selim tarafından Mısır Valisi olarak görevlendirilmiştir.Kasım Canbolat'ın da Hayırhay'la birlikle Yavuz'a yardımcı olduğu rivayet edilir
Canbolat ailesi Mcmlükler zamanında Kilis'te yerleşmiş bulunuyordu. Abbasi Halifelerinden Üçüncü Mütevvekil ile Mısır'ın dört mezhep kadıları,ile din bilginleri de Yavuz'a teslim oldular.Padişah bunlara büyük itibar ve saygı gösterdi.
Kilis o sırada köy-kent bir yaşam sürdürmektedir Azez "Nahiye" niteliğinde olup, 95 köy Azez'e bağlıydı. Birçoğu şimdiki Polateli köyleridir. Kilis'in özel bir durumda olduğu görülüyor. 18 km.uzağında olmasına karşın, Azez'e değil , doğrudan Halep'e bağlıydı., Azez ise o günlerde, ancak üç mahalleden oluşuyordu..

MERC-İ DABIK SAVAŞININ SONUÇLARI
Merc-i Dabık Savaşının Osmanlı Devleti ve Kilis açısından önemli sonuçları oldu. Osmanlı Devleti açısından:
1) Doğu Anadolu'da iki büyük tehlikeden biri daha ortadan kalktı.
2) Bundan sonra Suriye, Filistin, Mısır topraklarında, dörtyüz yıl sürecek Osmanlı egemenliği kuruldu.
3) Anadolu-Doğu Anadolu-Güney Doğu Andolu'nun birlik ve bütünlüğü sağlandı.
Şimdiki yerinde Kilis, köy-kent olmaktan çıkmış 16.yüzyıl boyunca hızla kentleşmiş, bayındır eserlerle donanmıştır.Kilis in kentleşmesi Merc-i Dabık'la başlamıştır!
Azez ve Halep de Osmanlı topraklarına katılmıştı.Halep'te Yavuz'un eline iki yüz okkadan fazla altın , bir o kadar mücevherat, değerli kumaşlar ve kürkler geçmişti.Burada 19 gün kalmış, yönetim düzenlemesi ile uğraşmıştı. Halep Valiliğine Karaca Paşa, Kadılığına da Çömlekçizade Kemal Çelebi getirildi.Zaferden sonra ilk cuma namazı Halep'te 29 Ağustos'ta"Ulu Cami"dc kılındı. Mimberde hatip , Yavuz'dan "Hakim-ül Haremeyn" diye söz edince, Yavuz yerinden "Hadim-ül-Haremeyn" diye düzelti.(Mekke ve medine'nin hakimi değil hizmetkarı anlamında) Bunun üzerine hatip; "Hadim-ül Haremeyn-i Şerefeyn"diye düzeltmiş, Yavuz, bin altın değerindeki kaftanını hatibe armağan etmiştir.


OSMANLI DÖNEMİNDE KİLİS

Bölge, böylece Osmanlı sınırları içine girdi. Yeni devlette emredenler de Türk'tü.Türkçe konuşuyor, aynı kültür potasından çıkmış, aynı toplum geleneklerini benimsemişlerdi.Halkın günlük yaşamında, değişiklik söz konusu bile olmamıştır. Gelenekler, görenekler geçerliliğini korumuş, ekonomik uğraşta da hiçbir değişme olmamıştır.
1519'da Halep'te bir evkaf defteri düzenlenmiştir. Bu defter, köy ve kasabalar konusunda değerli bilgiler vermekte, 1519'da, köyler tımar mı has mı anlaşılmaktadır. Vakıf kurumu, Kölemenler'de de islam kurallarına göre önem verilen konulardandı Osmanlılar gelir gelmez mevcut vakıfların saptamasını bu nedenle yapmışlardı. Defter kayıtlarından, Dulkadiroğulları'ndan birçok kimsenin Kilis'te vakıfları olduğu da anlaşılıyor.
Bu deftere göre:
AZEZ, 64 köyün yönetim merkezidir. Bu köyler arasında bugün de adları mevcut olanlar:
Zeytenek (Şimdi Suriye), Kuşçulu, Hacıköy, Karayavaş, Kürüm, Cilcime, Mülk, Mişetil, Mısırcık,Tilmiz,Yılanca, Ömercik, Ispanak Sabar, Ravanda, Kuzeyne, Karnebi, ikidam, Bekere, Mağaracık, Horoz veya Korus Kalesi (Kilis'in antik adı), Arzap, Akçakent'tir.
Aynı yıl, Osmanlı İl yazıcılar, Azez ile birlikte Kilis'i de yazmış ve buna göre "Tahrir Defteri" düzenlenmiştir. Bu defterde Azez Bucağına ilişkin, şu bilgiler yer alıyor

Azez; Menkusa (Türkmenlerin Menuska Cemaatinden Bozma), Kethüda Osman, Harmanlar adı ile üç mahalleden oluşmaktadır.
Menkusa Mahallesinde 60, Kethüda Osman da 61, Harmanlar da 42 ev vardır. Toplam 229 evde beşer kişi hesabı ile 1150 nüfuslu bir yerleşim merkezi olduğu sonucuna varılmaktadır.
Bağlı köy 95 olup, Çoğu şimdi Kilis merkez ve Polateli ilçesi köyleridir. Örneğin; bu günkü adları ile; Zabaran, Dölek, Kastım, Kefre, Karakoyunlu, Keferdeşir (Şimdi sadece hüyüğü mevcut) Arpakesmez, (Keferkonya veya arpayemez) Kantara, Karaköprü, Rael, Sucu, Şuvarga (Selimağaların köyü) Leylit (Eski adı Lobis) İğde, Zadeli, Göktaş, Tibil,Telhüseyn, Büyükbıykır, Savran, Dabık, Karakuyu, Kefersafra, Armutça, Telhabeş, Delhemi, Şimerin, Yılanca, Ahterin, Vahvin, Seve, Katma, Tirşikin, Salabiyan, Çınadır (Sadece Hüyüğü mevcut), Toybuk, Rassaf (Mantara olarak mevcuttur. Buradan geçen tarihi yola da ad olmuştur) Keferparça. Hatta, 1766 tarihli bir vakıfta, Keferdeşir Azez toprağı olarak gösterilmekte-dir.Oysa Kilis'e 2-3 km.bir uzaklıktadır. (İ.H.K.Sa. 583),1519 ve 1590 tarihli iki yazım defteri var.Kilis'in 1519'daki yazıma göre; nüfusu 1300'dür.O zaman adı,"Hamam-ı-Atik" olan Eskihamam'la, bir boyacı dükkanı (dükkanın yıllık vergisi bin akçe) bir meyhane (Vergisi bin beş yüz akçe) bir sipahi pazarı ile( Sipahi pazarı kentleşmede önemli bir aşamadır) bir yağhane (mahşere), cuma namazı kılınabilecek iki cami (Ulu Cami veya Pirlioğlu veya Alacacı) mevcuttur.Türk-İslam ölçüleri ile;Cami-Hamam-Çarşı üçlüsünün varlığı Kilis'te kentleşmede süreç başlatılmasının önemli kanıtıdır. Hamam, mahalle, mahsere, boyahane, meyhane; bunlar şimdi bile köylerde bulunamadığına göre, iki olasılık var:

1-Bunlar Türk Kölemenler zamanından kalmadır,
2-Ya da üç yıllık bir gelişme sonucudur.

Eskihamam, günümüze ulaşmış canlı bir tarih belgesidir.Dikkatle incelendiğinde; yapının üslup açısından diğer hamamlardan farklı olduğu, daha giriş kapısında göze çarpar.Diğer hamam kapılarının hiçbiri bu hamamın yapı stilinde değildir.Eski hamamın o zamanki olanaklarla üçyılda yapılıp "Hamamı Atik" adını alamayacağı kuşkusuzdur.Memluklü Halil-i Zahihiri adlı ve İskenderiye Mutasarrıflığında bulunmuş birine göderme yapan İ.H.K.XV.yüzyılda,Kilis'in ünlü bir alış veriş merkezi olduğunu yazar. (Bak S.7)Hamamın Canbolatoğlu Emir Kasım'ın daha Memlukler zamanında (Büyük olasılıkla Halep Valiliği görevinde bulunduğu) dönemde yaptırıldığı, oğlu, Kilis Sancak Beyi Hasan Bey tarafından da 1566'da baştan aşağı yenilendiği anlaşılmaktadır. Eski mahallelerden Meşhetlik Mahallesi'nde, (O zamanlar Tabakhane Mahallesi bu mahelle içinde idi. Canbolat Hasan Bey ikinci bir hamam olarak 1543'te Koca Hamamını yaptırmış, hamam Mahalle sakinlerinden Gökçe Hoca tarafından, Canbolatlar' ın isyanından sonra Kilis'ten kaçışları sırasında bakımsız ve sahipsiz kalınca onarılmış ve kitabesinde de "Gökçe Hoca"nın adı geçtiğinden "Hoca hamamı" olarak söylenegelmiş, giderek "Koca hamamı" adını almıştır.
Canpolat Hasan Bey, 1566'da, camisi ile Büyük Bedesten arasında yer alan, "Paşa hamamı”nı yaptırmıştır. Evliya Çelebi Paşa hamamı’nı yüz sene sonra görmüş ve Seyahatname'sinde sözünü etmiştir.Diğer taraftan Akcurun Camii'nin minaresindeki kitabe 1515 tarihini taşımaktadır. Kitabe aynen şöyledir:

"Bu mübarek minareyi Allah rızası için 921 yılı ramazan ayında Hasan kızı Seyyide Fatma yaptırdı"
Akcurun adının, Türkmenlerin "Akçor" veya "Akçorum" boyunun bu mahallede yerleşmiş olmasından dolayı, zaman içinde "Akcurun"a dönüştüğünü tahmin ediyoruz. Bundan anlaşıldığına göre, Karaali mahallesinde cuma namazı Osmanlılar'dan önce de kılınmaktaydı.Alacacı Camii ile Ulu Cami, hatta Cüneyne de hesaba katılırsa XV. yüzyılın ortaları ile XVI. yüzyıl başlarında Kilis, fiziki alan olarak artık köy değildir..
Türk-Kölemen döneminde Kilis'in, kent sürecine girdiği anlaşılmaktadır.Kcsin olan, Merc-i Dabık olayından sonra, hızla geliştiği 1590'da da resmen kent statüsüne girdiğidir. 159()'da;altı mahalleye ulaştığı anlaşılıyor.
1)           KIBLİYE MAHALLESİ.Tahminen şimdiki, Aymönü-Mıhali Mahallesi, (Türkmenlerin
Aynobasından bozma olabilir)
2)           ÇUKURFASIL (Bu mahallenin hangisi olduğunu bilemiyoruz)
3)           MEŞHETLİK, (şimdiki adı da böyle)
4)           KIZILCA, (şimdi Karaali)
5)           KANEE veya KINA (Tahminen Tckye Mahallesi)
6)           SÜBBAT veya SIBAT şimdiki Nurettin Mahallesi. Toplam 743 ev, her evde ortalama 5
nüfus kabul edilirse; 3 500 kişi ki, Azcz'in üç katı bir nüfusa ulaştığı görülür.


KENT STATÜSÜNE GEÇİŞ


1590 tarihli belge şu bilgileri veriyor:

"Kilis,daha önce bir yerde cuma namazı kılınan küçük bir yerdi.Bu nedenle; eski defterde "kariyc"(Köy-kcnt) diye yazılmıştı.Resmi mücerret, resmi bennak (Çifti olan ve olmayanlardan alınan vergi) alınırdı.Canbolat Bey Kilis'i tasarruf ederken, burada cami (Canbolat veya Tekyc Camisi),tckye, üç hamam iki kervansaray ve bczezislan (Kapalı Çarşı) iki pazaryeri yaptırmış ve imar etmiştir.Şimdi Kilis, allı yerde cuma namazı kılınır bir kasaba olmuştur. Saadeti u Padişah'm başı sadakası olarak,resmi bennak, resmi mücerret vergileri kaldınlmıştır.Zamanın Padişahı III.Murat,defterin yazılmasını Kilis Sancak Beyi Canbolat Hüseyin Paşa'dan istemesi üzerine yazılmıştır.Defterde "kanun" denilen bazı kurallar da yer almaktadır.
Canbolatlar'm Kilis yöneticiliği, Canbolat Bcy'in Kilis'e, yaşamboyu Sancak Beyi olarak geldiği kesindir.Canbolatlar'dan birinin Kölemenler zamanında Halep Valiliğinde bulunduğu da anlaşıhyor.(Dülkadiroğııllan Beyliği. Prof.Dr.Rcfct Yinanç)
Merc-i Dabık Savaşı sırasında, gizlice Osmanlı Padişahına yardımcı olmaları nedeniyle Kilis aileye " Ocaklık" veya yurtluk olarak verilmiş, Kilis Beyi iken birçok imar etkinlik ve hizmetlerine karşılık, Kilis "Sancak", kendileri Sancak Beyi olmuştu
Canbolatlar'ın Osmanlı'lar tarafını tutmaları, daha önceleri Sultan Gavri'nin, Yezit Şeyhi Kürt İzzetin'i Canbolatlar'a tercih etmesine dayanır. Canbolatoğlu Kasım Bey, Kürtleri yönetip, onları disiplin altına almışken Sultan Gavri Kürt Beyliğini Şeyh İzzetin'e vermişti. Kasım Bey buna karşı çıkmıştı. Kasım Bey'in elinden beyliği almak için askeri harekata geçen Şeyh İzzettin'e Gavri asker göndererek fiili yardımda da bulunmuştu. Canbolat Kasım Bey, daha önceden haber aldığı bu askeri desteğe karşı aldığı önlemle çok sayıda Kölemen askeri ölmüştü. Bu yüzden Canbolat Kasım Bey, Gavri yönetimine karşı tavır almış, Hayırbay’la birlikte Osmanlı tarafına bu yüzden katılmıştır.(Bak!.İ.H.K.S.426)
Bir rivayete göre babası Yavuz'un emriyle idam edilince henüz küçük yaştaki Canbolat Bey, Osmanlı Sarayına alınmış Enderun'da eğitilip yetiştirilmiştir. Kilis'i kent yapan bu aile Kilis tarihi ile iç içedir.


KİLİS'İN İMARI


Canbolat Bey, İstanbul'da aldığı yüksek eğitim ve kültürden yararlanıp kısa sürede Kilis'i imara koyuldu .Kilis çağın tekniğine uygun koşullarla kentleşmeye başladı. Kentin tarihi dokusu, yukarıda bir ara açıkladığımız üzere; Eskihamam-Cüneyne Camisi-Odunpazarı kompleksi, daha dedelerinin Türk Kölemenler hizmeti zamanında oluşmaya başlamıştı Canbolat Bey; ikinci imar hamlesini, 160 dükkandan oluşan Büyük bedesten, Tekye Camisi, İki kervansaray, Paşahamamı, Koca hamamının yeniden inşası, Eskihamamın esaslı biçimde onarımı ile başlattı.Bu hamle de Türk-İslam geleneğine göre; Câmi-Hamam-Çarşı üçlüsü açısından, Kilis'in kentleşmesinde ikinci ciddi, kalıcı aşamayı oluşturdu. Bundan sonraki imar gelişmesi, aynı ölçülerle oğlu, Hüseyin Paşa zamanında da sürdürülmüştür.
Canbolat Bey, İstanbul kültürünün etkisi altında, Büyükbedesten ile Tekye (Canbolat) Camii'nin mimari zerafet , üslup ve harcanan büyük çaptaki para açısından da İstanbul' dakilere çok benzemektedir. Şimdilerde "Tekye Camii" olarak bilinen yapıt, anıtsal niteliktedir. Konya'da Mevlana türbesi yanındaki Selimiye Camiinden 14 yıl önce yapılmıştır. Selimiye Camii asıl gövde ve üslup bakımından hemen hemen Kilis'tekinin aynıdır. Konya'daki daha büyük ölçekli tutulmuştur. Selimiye Camii mimarının, Kilis'tekini de yapan olması,kuvvetli bir olasılıktır. Büyükbedesten şimdi yoktur. 1935'te, henüz ayakta fakat harap olmaya başlamışsa da kurtarılabilecek durumda idi. Aşağıdakilerin bilgisizliği yukarıdakilerin ilgisizliği yüzünden kazma kürekle, zamanın belediyecilik tutum ve zihniyeti ve "Tehlike yaratıyor" gerekçesi ile yıktırılıp yok edilmiş, yeri "Sabahpazan" haline getirilmiştir.
Büyükbedesten, Alacacı Camiinin biraz güneyindeki noktadan başlar, Sabahpazarı Caddesi doğrultusunda, hafif bir yay çizerek güneye doğru, bu gün adı;"İhsan Tümay Hanı" diye bilinen kervansaraya kavuşurdu.
Kervansarayla, bedesten arasında, batıdan-doğuya Kasapların yerleştirildiği üstü kapalı, fakat pencereleri tavanla gövde arasında, sürekli açık kalacak biçimde yapılmış bir galeriyle, Muallakaltı Camisi yönünden geçen "Dedeağa Sokağı" na bağlanıyordu. Bu sokağa da sırf bıçakçı esnafı yerleştirilmişti,
Kompleks, Bıçakçılar Çarşısına, Doğu-Batı yönünde dik uzanan iki çarşı ile tamamlanırdı. Bunlar birbirine paralel "Demirciler" ve "Nacarlar" çarşıları idi. Bu çarşılar da kentin ilk çarşısı,"Odunpazarı’ nın batı ucunda ayrı bir bölüm oluştururdu.
Canbolat Bey, Osmanlı Sarayında "Enderun"dan "Müteferrika" derecesi ile çıkmıştı. "Müteferrikalık"lık, onurlu bir "paye" ve derece idi. Hükümdar Saraydan çıkıp herhangi bir yere veya camiye gittiğinde, padişahın önünde yürür, Padişah sefere çıktığında beraberinde veya yakınında yer alırlar, İstanbul'da kalanlar, Enderun hazinesinin muhafızlığını yaparlardı. "Ulufeli" yani özel ödenekleri olanları, ayrıcalıklı "imtiyazlı idiler. Bunlar seferlerde; miğfer, sorguç, kolçak, dizçek, baldırçak, giyer, Padişah tuğlarının korumacılığını yaparlardı. Canbolat Bey bunlardan biri olarak: Buğdan, Rodos seferlerine katılmış, cesaret ve ataklığı ile padişahın gözüne girmiş biriydi. Kilis'e geldiğinde kafası ve kemeri doluydu.
 
 
  • İçişleri Bakanlığı
  • BİMER
  • Kurumsal E-Posta
  • Polis Akademisi
  • E-Devlet Hizmetleri
  • Emniyet Teşkilati Mensupları Hanımları Yardımlaşma Derneği
  • Polis Radyosu
  • EGM Çocuk Sayfası
  • Polis Bakım Ve Yardım Sandığı
  • Ulusal Araştırma Platformu
  • Turn Back Crime
  • Göç İdaresi Genel Müdürlüğü